8 Şubat 2011 Salı

Ne garip şey.

Yine tereddütüme yenik düşüp çıkamadım yatağımdan bu sabah,
Bu sabah yine yatağımda uzun uzun kendi karnımı izledim;
Nefes alıp vermek ciğerlerim havayla doluyor ve boşalıyor, doluyor boşalıyor ...
Çok …

Boş , dolu,

Perdeyi aralayıp rüzgardan sağa sola savrulan söğüt ağacına, gökyüzünde süzülen kırlangıçlara ve boyası dökülmüş eski bahçe duvarına, gözlerimde alışık olmadığım kadar çok çapakla baktım bu sabah. Çatlamış, kabuk bağlamış soyulan, soyuldukça kanayan, kanadıkça daha fazla kanayacağını bile bile anlamsız bir şekilde dişlerimle parça parça kopardığım dudaklarımın zorda olsa razı geldiği, sessiz bir günaydın…

Rüzgardan sağa sola savrulan söğüt ağacına, gökyüzünde süzülen kırlangıçlara, boyası dökülmüş eski bahçe duvarına ve anneme, günaydın!!!

Boynum tutulmuş sol kolum uyuşmuş bütün vucudum sızlıyor...
Artık gitti diyorlar,
Ne garip şey.

RF

Dans.

Bir iki üç bir iki üç bir iki üç …
Derinden derine kulağımıza gelen.
Bir iki üç bir iki üç bir iki üç…
Soluk alıp verişlerimiz,
Ve piyano sesleri.
Bir iki üç bir iki üç bir iki üç…
Üzerimiz çırılçıplak,
Yalın ayaklarla basıyoruz yere,
Karanlık bir ormandayız,
Eş adımlarla yürüyoruz .
Yaklaştıkça daha net duymaya başlıyoruz büyülenmişcesine hareket etmemize sebep olan şey sihirli notalar, hızlanıyor adımlarımız yaklaşıyoruz ve etraf aydınlanıyor …
Gök yüzüne kadar uzanan kubbelerinin üzerinde renk renk kraliyet flamalarının dalgalandığı görkemli bir saray, olağan dışı bir yer burası…
En ufak hata olmaksızın her hareket kulağımızdan akıp içimize dökülen bu notalarla uyumlu istemsizce hareket ediyoruz biliyorum bu oyunu bozmak istemde yapamam notalar adeta kelepçeliyor bileklerimi…
Kapılar açılıyor içeri doğru ilerliyoruz yavaş yavaş hareketlerimiz hızlanıyor bir adım öne bir adım arkaya… ve sola dönüp tam bir daire çizdikten sonra kırmızı kapının etrafında sıralanıyoruz hepimiz…Hiç bir şey yapamayız…
Yüzlerini pembe pullarla kaplı maskelerle gizliyen ipekten yapılma beyaz kıyafetler giymiş kadınlar ve arkalarından ellerinde küçük sandıklarla onları takip eden cücelerden oluşan bir gurup insan gülümseyerek yanımıza geliyor.
Müzik duruyor …
Kadınlar sandıkların içinden aldıkları bezlerle teker teker gözlerimizi bağlıyor ve hep bir ağızdan:
-Eller belde baş dik olmalı ve adımları sakın kaçırmayın sizi kendi kendinizle baş başa bırakıyoruz, müzik tekrar başladığında artık istediğiniz gibi hareket edebilirsiniz …
Ve birden gözlerimiz açılıyor;
Her birimiz şık kıyafetlere bürünmüş bir vaziyetde şaşkın bakışlarla eşimize bakıyoruz…
Anlamı ve açıklaması olmaksızın adeta bir ayna varmışcasına kendi yansımalarımızla karşı karşıyayız…
Sedef işlemeleri olan yüksek tavanlı bu salon hayatımızın dans pisti
Ve işte dans başlıyor…
Bir iki üç bir iki üç bir iki üç
Artık bu büyü yerini kendi özgür irademize bırakmış durumda istediğimizi yapabiliriz bu bizim dansımız…
Ayağına basarak parçalayacağımız egolarımızsa eğer, bunu yapmalı!
Kendi kendimize sıkı sıkıya kenetlenmeli…
Savrulup gidecek olduğun bir anda benliğinden yakalamalı kendini…
Hatalar ayağına dolaşarak seni düşürecek olursa doğrulmalı ve aynını tekrar etmeyeceğine inanarak dans etmeye devam etmeli…
Unutmamalısın!
Ne olursa olsun sen sadece yapabileceğinin en iyisini yap.
Bu senin dansın,
Senin hayatın…
Bir iki üç bir iki üç bir iki üç…

RF

Kafatasımdaki çatlak.

Kafatasımdaki çatlak su sızdırmaya başladı,
damla damla...
Her damlada bir şeyleri alıp götürüyor...
İyi niyetimi yitirdim çoktan,
Damla damla...
Akıp gitti.
Duygularımı sızdırdı çatlak,
Damla damla,
Gözyaşlarıma karışıp,
Akıp gitti.
Kafatasımdaki çatlak su sızdırıyor,
Damla damla akıttıkça içimdekileri...
Çatlak büyüyor!
Büyük parçaları götürüyor...
Aptallaştırıyor beni,
Düşünemiyorum!
?

RF