29 Ekim 2011 Cumartesi

Duyuyor musun sesimi?

Ellerim karıncalanıyor,

Tırnaklarımı yiyorum her aklıma geldiğinde,

Bitip başlayan hikayeler kurguluyorum kafamda,

Hayallerim var sen ben ve kedi için.

!

Kanım çekiliyor sanki,

Gözlerim seni arıyor her yerde,

Nefesimi tutuyorum ağlamak yok bu sefer desem de,

Gözlerim doluyor, koşuyorum göl kenarına,

Göle döküyorum gözyaşlarımı.

Benden önce tatlıymış gölün suyu, artık tuzlu.

Merak ediyorum...

Ciğerlerimi sonuna kadar havayla doldursam da üflesem öylesine,

Hisseder misin nefesimi ensende?

Çok uzakta değilim, sadece birkaç yüz kilometre...

Merak ediyorum seni...

Kendime kapanıyorum...

Uyuyorum saatlerce,

Ancak rüyalarımda bulabiliyorum seni...

Sarılıyorum sana,

Dudaklarında kayboluyorum,

Gözlerinde buluyorum kendimi...

Duyuyor musun sesimi?

...
RF

3 Ekim 2011 Pazartesi

Biz iskambil kağıtlarından bir ev yapmıştık.

Biz iskambil kağıtlarından bir ev yapmıştık,
Kocaman bahçesi olan...
Bir gün çatısına elim çarptı kazayla, çok kızdın, çok üzüldün,
Ölmek istedim o an,
Çok pişman oldum...

Birlikte onardık sonra,
Soğuk vuruyordu maça arasından,
Tavandan su damlatıyordu kupa...
Yinede mutluyduk sanıyordum,
İskambil kağıtlarından evimizde...
Öyle değil miydik?

Biz iskambil kağıtlarından bir ev yapmıştık,
Kocaman bahçesi olan...
Evde olmadığım bir vakit, nasıl olduysa...
Tavan çöktü, duvarlar yıkıldı,alev aldı kağıtlar,
Yandı kül oldu herşey...

Nasıl yaptın ki ?

Nasıl yapabildin?

Biz islambil kağıtlarından bir ev yapmıştık,
Kocaman bahçesi olan...


RF

2 Ekim 2011 Pazar

Gittiğim gün bittiğim gün müydü yoksa?

Yandı canım,
Canım acıdı,
Canımın acısı canımı acıttıkça tekrar tekrar canım yandı, defalarca...

Şu an sarhoşum, satırlar arasındi boşluklar işte bu yüzden.
O boş satırları say ve binle çarpıp üzerine binlerce kez bin ekle, işte o kadar çok korkuyorum seni kaybetmekten...

Mum ışığını tokatlarken rüzgar, hafifçe savrulmuştu sadece o cılız ışık ,ama sönmemişti hatırla...

Hiç bir şey söylemeden birbirimize bakmıştık o an, kelimeler yetmezdi zaten,
Biz anlamıştık.

Gittiğim gün bittiğim gün müydü yoksa?
...
Geri geleceğim demiştim, sadece seninim...

Şu an yanında olabilsem keşke,
Kalın, ince, sesli, sessiz harflerimle dalga geçsen...

Kafamı göğsüne yaslasam,gözlerimi kapatıp uykuya dalsam,
Yalnızlık olmadığının tek ispatı kollarında...
Kollarında uyusam bütün gece,

Hergüne senle başlasam, hergece seninle sonlandırıp günü yine seninle uyansam ertesi sabaha...

Birtek ben olsam birtek sen olsan ve bir de kedi...
Geceleri yıldızlara dokunabileceğimiz bir yerde olsak, dalga seslerini duyabileceğimiz, havası tuz kokan deniz tadında bir yer...

Tüm hayaller gerçek olsa ''keşke''
Keşke kocaman bir keşkeeye ihtiyaç olmasa hiç...

Benimle olduğun sürece seninle olacağım demiştim?

Gittiğim gün bittiğim gün müydü yoksa?
...
Geri geleceğim demiştim, sadece seninim...

Senin aşkına aşığım, senin ruhuna,bedenine sana!
Kırmızı kalemle altı çizilecek kadar önemli,
Yazılacak pek bir şey yok, eğer ki sen yoksan
Altını çizebileceğim cümlelerim yok,
kırmızı kalemimi de kaybederim ben...

Bulutlar,
Gözyaşlarımla buharlaşıp bir bulut oldum gökyüzünde ,
Kayboldum sonsuz mavilikte...

Yoğunlaşınca tutamadım kendimi, bardaktan boşalırcasına yağan yağmur oldum,
Seni kaybedersem eğer, denk gelirse bir kaç damlam ıslatsın tenini , yeter...


Gittiğim gün bittiğim gün müydü yoksa?
...
Geri geleceğim demiştim, sadece seninim...



RF

30 Eylül 2011 Cuma

Son iyi geceler ve ilk günaydınım olur musun?

Tadını , kokusunu bilmediğim bir şehirde ,

Tanımadığım bilmediğim birileriyleyim artık...

Sadece üç renk var burada ve bir tek sıfat ,

Yabancı.


Yabancı mavi ,yabancı yeşil ,yabancı beyaz...

Tek bildiğim beni buraya getiren şeyin ne olduğu,

Şehrimin alışık olduğum tüm renklerini,

Gecemi gündüze çeviren ışıkları,

Aşkımı ardıma alıp,

Uzun virajlı yollardan geldim...


Şimdi buradayım işte, bilerek ve isteyerek...

Yabancı yeşil tepelere tırmanıp,yabancı mavi gölü geçtiğimde,

Son hoşçakalıma merhaba dediğimde,

Ait olduğum yere geri döndüğümde,

Sarıyer sahilindeki o küçük ahşap evde,

Son iyi geceler ve ilk günaydınım olur musun?


RF

12 Nisan 2011 Salı

Galata.

Tam siman belirmişken karşı kaldırımda,
Birilerinin kahkahalarıyla kaybolup gittin aniden...
Sıfatsız suretler sebebiyle yine görüşemedik bu gece,
Kafam bozuldu, soluğum kesildi birden,
Daha az sağlıklıyım artık, yada öyle hissediyorum...
...
Sen gittiğinden beri ilk kez kahverengi ceketimi giydim bugün,
Cebimde senden kalan bir şeyler buldum, ufaladım sol avucumda,
Esen rüzgara kapılıp uçup gittiler,
Diğerlerinin yanına...
...
Çıkarttım attım kahverengi ceketi galata köprüsünden...
Hiç üşümedim hemde hiç ,
Boş boş dolaştım öyle , yalnız başıma ve seninle,
Karanlık çöküp herkes gittiğinde sen hep buralarda benimlesin...
...
O şarkıyı duyuyorum bazen,
Kalbimin bir yarısı o şarkıda hıçkırdı,
O şarkının sesine sarılıp ağladı,
Diğer yarısı bu küçük mahallenin dar sokaklarına,
Galata...
Birbirimizin kısık sesleriyiz.
...

Artık sadece martılar ben ve galata.

RF

4 Nisan 2011 Pazartesi

Kağıttan Kanatlar.



Hep güzel şeyler olsun istedim, hayaller kurdum ikimiz için, kedimiz vardı,
Penceremizin önünde sardunyalar, kapıdaki paspas, duvardaki çerçeve, fotoğraflarımız ve ilk buluştuğumuz günde kalmış,kalacak, kalamayan takvim yaprağı, olmadı, olamayan,olamayacak olanlar için üzgünüm... Şimdi sadece kağıttan kanatlar, hayal kırıklıkları ile çıplak ayaklarım. Yarın daha az üzüleceğim belki, sonraki gün biraz daha az.... Bana inanmanı çok istedim, Hep güzel şeyler olsun istedim.





Karton ve mukkavvadan kemikleri olan kağıttan kanatlar yapıyorum.

Parmaklarıma yapıştırıcı bulaştı ama olsun.

Hayal kırıklıkları tepesi diye bir yer varmış,

Kan kırmızısı, kan kokan...

Azimle en tepeye çıkabilirsen eğer,

Tepeden esen rüzgara kapılıp kağıt kanatlarla dilediğince süzülebilirmişsin,

Nereye gitmek istersen oraya...

Tek koşul çıplak ayaklarla tırmanmakmış diye duydum,

Tepeye tırmanmaya çalışanların çoğu dayanamıyor,

Ya en baştan vazgeçip geri dönüyor ya da yarı yolda canından oluyormuş...

Çünkü kırık hayaller ayakları parçalar kan revan içinde bırakırmış,

Sonunda tepeye ulaşamadan kan kaybından olduğun yere yığılıp kalırmışsın...

Başarabilen yok mu diye sordum,

Elbette var dediler, kimsenin bilmediği kimselermiş onlar...

Sadece, karton ve mukavvadan kemikleri olan kağıttan kanatlarla,

Hayal kırıklıkları tepesinden süzülebilmeyi başaranlar tanırmış birbirini ...

Denemekten başka ne yapılabilir ki?

Ayaklarımın parçalanacağını, belki de canımdan olacağımı bile bile,

Karton ve mukavvadan kemikleri olan kağıttan kanatlar yapıyorum,

Hayal kırıklıkları tepesinden süzülüp gitmek için...

RF

8 Şubat 2011 Salı

Ne garip şey.

Yine tereddütüme yenik düşüp çıkamadım yatağımdan bu sabah,
Bu sabah yine yatağımda uzun uzun kendi karnımı izledim;
Nefes alıp vermek ciğerlerim havayla doluyor ve boşalıyor, doluyor boşalıyor ...
Çok …

Boş , dolu,

Perdeyi aralayıp rüzgardan sağa sola savrulan söğüt ağacına, gökyüzünde süzülen kırlangıçlara ve boyası dökülmüş eski bahçe duvarına, gözlerimde alışık olmadığım kadar çok çapakla baktım bu sabah. Çatlamış, kabuk bağlamış soyulan, soyuldukça kanayan, kanadıkça daha fazla kanayacağını bile bile anlamsız bir şekilde dişlerimle parça parça kopardığım dudaklarımın zorda olsa razı geldiği, sessiz bir günaydın…

Rüzgardan sağa sola savrulan söğüt ağacına, gökyüzünde süzülen kırlangıçlara, boyası dökülmüş eski bahçe duvarına ve anneme, günaydın!!!

Boynum tutulmuş sol kolum uyuşmuş bütün vucudum sızlıyor...
Artık gitti diyorlar,
Ne garip şey.

RF

Dans.

Bir iki üç bir iki üç bir iki üç …
Derinden derine kulağımıza gelen.
Bir iki üç bir iki üç bir iki üç…
Soluk alıp verişlerimiz,
Ve piyano sesleri.
Bir iki üç bir iki üç bir iki üç…
Üzerimiz çırılçıplak,
Yalın ayaklarla basıyoruz yere,
Karanlık bir ormandayız,
Eş adımlarla yürüyoruz .
Yaklaştıkça daha net duymaya başlıyoruz büyülenmişcesine hareket etmemize sebep olan şey sihirli notalar, hızlanıyor adımlarımız yaklaşıyoruz ve etraf aydınlanıyor …
Gök yüzüne kadar uzanan kubbelerinin üzerinde renk renk kraliyet flamalarının dalgalandığı görkemli bir saray, olağan dışı bir yer burası…
En ufak hata olmaksızın her hareket kulağımızdan akıp içimize dökülen bu notalarla uyumlu istemsizce hareket ediyoruz biliyorum bu oyunu bozmak istemde yapamam notalar adeta kelepçeliyor bileklerimi…
Kapılar açılıyor içeri doğru ilerliyoruz yavaş yavaş hareketlerimiz hızlanıyor bir adım öne bir adım arkaya… ve sola dönüp tam bir daire çizdikten sonra kırmızı kapının etrafında sıralanıyoruz hepimiz…Hiç bir şey yapamayız…
Yüzlerini pembe pullarla kaplı maskelerle gizliyen ipekten yapılma beyaz kıyafetler giymiş kadınlar ve arkalarından ellerinde küçük sandıklarla onları takip eden cücelerden oluşan bir gurup insan gülümseyerek yanımıza geliyor.
Müzik duruyor …
Kadınlar sandıkların içinden aldıkları bezlerle teker teker gözlerimizi bağlıyor ve hep bir ağızdan:
-Eller belde baş dik olmalı ve adımları sakın kaçırmayın sizi kendi kendinizle baş başa bırakıyoruz, müzik tekrar başladığında artık istediğiniz gibi hareket edebilirsiniz …
Ve birden gözlerimiz açılıyor;
Her birimiz şık kıyafetlere bürünmüş bir vaziyetde şaşkın bakışlarla eşimize bakıyoruz…
Anlamı ve açıklaması olmaksızın adeta bir ayna varmışcasına kendi yansımalarımızla karşı karşıyayız…
Sedef işlemeleri olan yüksek tavanlı bu salon hayatımızın dans pisti
Ve işte dans başlıyor…
Bir iki üç bir iki üç bir iki üç
Artık bu büyü yerini kendi özgür irademize bırakmış durumda istediğimizi yapabiliriz bu bizim dansımız…
Ayağına basarak parçalayacağımız egolarımızsa eğer, bunu yapmalı!
Kendi kendimize sıkı sıkıya kenetlenmeli…
Savrulup gidecek olduğun bir anda benliğinden yakalamalı kendini…
Hatalar ayağına dolaşarak seni düşürecek olursa doğrulmalı ve aynını tekrar etmeyeceğine inanarak dans etmeye devam etmeli…
Unutmamalısın!
Ne olursa olsun sen sadece yapabileceğinin en iyisini yap.
Bu senin dansın,
Senin hayatın…
Bir iki üç bir iki üç bir iki üç…

RF

Kafatasımdaki çatlak.

Kafatasımdaki çatlak su sızdırmaya başladı,
damla damla...
Her damlada bir şeyleri alıp götürüyor...
İyi niyetimi yitirdim çoktan,
Damla damla...
Akıp gitti.
Duygularımı sızdırdı çatlak,
Damla damla,
Gözyaşlarıma karışıp,
Akıp gitti.
Kafatasımdaki çatlak su sızdırıyor,
Damla damla akıttıkça içimdekileri...
Çatlak büyüyor!
Büyük parçaları götürüyor...
Aptallaştırıyor beni,
Düşünemiyorum!
?

RF