10 Ocak 2010 Pazar

Her seferinde yine yeniden.

Sessizliğin kulakları tırmalayan iniltilerini dinliyorum,
Sağ elimde ince bir şerit halinde yukarı doğru süzülerek kaybolup giden sigaramın dumanını izliyorum…
Acı olmasına rağmen birazda şekerli gibi sanki ama böyle olmasını ben istedim…
Sol tarafımda daimi dostum bana bakarak bekliyor…

İpi çözüp kendimi bırakıyorum duru sessiz ve sakin berrak ılık ve muhteşem, ne olduğunu bilmediğim ve asla tarif edemeyeceğim yüzlerce güzel şey var orada, gerçekten çok güzeller…
Onların yanına gidiyorum,

Derken yüzeyden zemine doğru yavaşça başlayan bir hareketlenme sonrasında aniden suyun üzerinde olan ne varsa birer birer dibi boyluyor, korkuyorum…

Bilincimi yitirmiş vaziyette bembeyaz kum tanelerinin olduğu bir kumsalda yatarken birden açıyorum gözlerimi, eşine az rastlanan bir yer burası…
Ne zamandır buradayım?

Tenim hala ıslak! çok zaman geçmiş olamaz…
Yanaklarımdan dudaklarıma kadar süzülen deniz suyu mu? yoksa gözyaşı mı?
Acaba gözyaşları mı denizleri dolduran?
Emin ki bu her halükarda tuz tadı,

Hareket etmeden saatlerce gökyüzünü ve denizi izliyorum mavinin her tonunu aynı anda görebilmenin mümkün olduğuna kanaat getiremezdim, dalgalar öylesine güzel dokunuyorlar ki kıyıya ve kuşlar şarkılar söylüyorlar birbirlerine.

Ama ben, ben sadece…
Bedenimi karıncalandıran dört bir yanıma yapışmış kum taneleri…
Asla tarif edemeyeceğim yüzlerce güzel şey vardı orada, gerçekten çok güzellerdi…
Ama ben, ben sadece…


Doğrulup ayağa kalkıyorum, kum tanelerinden kurtulmam gerek fazlasıyla rahatsız edici olmaya başladı…
Neyse ki kum taneleri kurudular ellerimle savuruyorum üzerimden, yürümeye başlıyorum ve yürüdükçe dökülen kum taneleri…

Burası kapanmakta olan bir yaranın tekrar kanamaya başladığı yer, yerlerdeki kan izleri işte bu yüzden o beyaz kumların üzerinde ki kan izlerinin sebebi bu…
Daha fazla kalamam artık,
Yürüyorum yine yeniden…

TANRIM!
Eğer gerçekten beni duyabiliyorsan umudumu bana bağışla,
Bu yorgun bacaklarla umutsuzca asla yürüyemem!

Kafamı kaldırıp baktığımda yemşeşil bir tepe görüyorum,
hemen sonrasında bir sesle irkilerek arkamı dönüyorum, dört nala koşan bembeyaz bir at bana doğru yaklaşıyor kendimi yere atıyorum ensemde şiddetli bir soluk, toynaklarını kuma sürterek şahlanıyor tüm tedirginiliğime rağmen ayağa kalkıp birden sırtına atılıyorum öylesine güçlü ve asil ki…

Ellerimi yelelerine sıkı sıkıya doluyorum ve o yeşil tepeye doğru koşuyoruz...
Ne olduğunu bilmediğim ve asla tarif edemeyeceğim yüzlerce güzel şey var orada, gerçekten çok güzeller…
Onların yanına gidiyorum…

Derken gökyüzünden tam da yeşil tepenin üzerine doğru yavaşça başlayan bir hareketlenme sonrasında tepenin üzerinde olan ne varsa birer birer savruluyorlar, korkuyorum…

Asla tarif edemeyeceğim yüzlerce güzel şey vardı orada, gerçekten çok güzellerdi
Her seferinde yine yeniden!
Bilincimi yitirmiş vaziyette yatarken birden açıyorum gözlerimi,
Niçin neden?

RF

Kırmızı Tutkusu.

Bir varmış bir yokmuş diyarın birinde çok güzel bir prenses yaşarmış, gokyuzunun en parlak gecelerinde gerdan gibi dizilen o yıldızlardan daha ışıltılı gülüşü ipek kumaşlardan daha yumaşak teni masmavi gözleri... kırmızıymış onun rengi kırmızı kıyafetler saç tokaları papuçlar cazibenin tutkunun şehvetin rengi kırmızının her tonunun dört bir yanı sardığı muhteşem sarayının toz pembe kadife minderli odasında uyurken ansızın yangın çıkıvermiş bir gece...

Prenses olduğu yerde kalakalmış...
yetişip yangın tamamen söndürüldüğünde kral ve kralice feryat figan ağlamaktaymışlar, kraliçe güzel prensesim böylesine trajik bir ölüm ona hiç yakışmadı diye dövünürken kral falcıyı ayağına çağırarak kızının bu korkunç ölümünün bir sırrı olup olamayacağını sormuş?

Falcı cevaplamış:
Bildiğiniz gibi kızınız kırmızıyı çok severdi kralım, aslında alevlerin ortasındayken ölümün farkında bile değildi kaçmak yerine alevlerin sihirli kırmızısına aşık olup olduğu yerde kala kaldı...

O gunden bu gune kimileri kırmızının uğursuzluk getirdiğine inanır ve ondan uzak durmayı seçerken kimileri ise tıpkı prenses gibi kırmızı kıyafetler saç tokaları papuçlar aklımıza gelebılecek ne varsa tum ıhtışamıyla kırmızıyı yaşarlar kendilerini kaptırıp alevlerin arasında yanıp kül olurlar bazıları ise kırmızıyı seçse bile üzerini mutlaka sıyah bir şal ile kapatırlar ve bir süre sonra üzerinde çok daha guzel gorunduğunu hissetdikleri mavi kareli gömleği giyip düğmelerini sıkı sıkıya birbirine ilikler kırmızı elbiseyi gardropta yalnızlığına terk ederler...


RF