8 Kasım 2009 Pazar

Açıldı ve çıktın içinden , yada karnını yarıp seni oradan aldılar...

Açıldı ve çıktın içinden , yada karnını yarıp seni oradan aldılar meşakatli iş,etin ete deymesi ve anın şehveti kadar kolay değil, ömür boyu farklı farklı beklentiler içinde olacaklar senden, kafana tasmayı geçirip ipini ellerine alacaklar kimi zaman sorgusuz sualsiz idam edileceksin, bazendoğrularınız kesiştiğinde kuşak çatışması yaşamadan tebrik edileceksin suratındaki mutluluk ifadesi gorulmeye değer böylesi bir ironi içler acısı...açıldı ve çıktın içinden yada karnını yarıp seni oradan aldılar böyle işte bu işler, daha önce hiç duydun mu yada hiç sordun mu kendi kendine yeni doğan bebekler neden ağlar? devam edin neslinizi tasmalamaya sizden nefret edicekler belki, ben ışıklı caddelerin kalabalığın insanların durmaksızın koşuşturduğu bir şehirin çocuğuyum uzerınde tuten fabrika dumanlarının gokyuzunu görmemize izin vermediği bir şehirin...fahişelerin ve dahası...En azından konuşmaya hakkım var! bağırıp çağırıyorum sesimi kesemezsiniz ve beni asla sustaramayacaksınız...sanıyorum!Üzülüyorum onlar için uzaklardakiler aslında aynıyız ve hiç tahmin edemeyeceğimiz kadar yakınız kültürlerimiz farklıda olsa temelde aynı ortak noktada buluşabiliyoruz bir şekilde üzülüyorum onlara ondördünde zorla evlendirilen kadın çocuklar ve dahası...konuşmaya hakları yok! bağırıp çağıramıyorlar elbetde hep susmaya mahkumlar asla konuşamayacaklar... Belki bir gün güneş nankörlük etmeden doğacak doğunun üzerine, benim fabrika dumanlarım onlarınsa nankör güneşi var...Açıldı ve çıktık içinden yada karnını yarıp bizi oradan aldılar kan aynı kan ve çığlıklar hep aynı akrep ile yelkovan defalarca üzerinden üzerimizden geçiyor,durmadan tekrar ediyor kendisini ama durduğumuz yer hep aynı, hayatın flu çocukları isimsiz çatışmaların kurbanları ...Bekleyin sabredin ve umudunuzu yitirmeyin,belki demenin kimseye bir zararı yok, belki...Açıldı ve çıktın içinden , yada karnını yarıp seni oradan aldılar hepsi bu , boktan dünyamıza hoş geldin, şimdi gönlünce ağla buna alışman gerek...

RF

15 Ekim 2009 Perşembe

Mutluluk...

Akşam saati daha soğuktur bu mevsimde soğuk kemiklerine,
İliklerine kadar hissettirir kendini... güneş batmaktadır,
Öfkeli bir ressamın agresif fırça darbeleri,
Koyu mavi fon uzerine kızıl renkli;
Neyin kızgınlığı bu? yağmur başlar, kimin göz yaşları bunlar?

Oturduğu yerden birden bire büyük bir hızla fırlayıp koşar,
Nereye gittiğini bilmeden,
Kaçarcasına...

Koşarken ceplerinden bir şeyler düşmektedir,
Anahtar telefon bozuk para...
Umursamaz ve koşmaya devam eder. Birden elleriyle yüzünü yoklar ve gözlüğünü düşdüğünün farkına varır, sağa sola bakınır ama bulamaz, vazgeçip tekrar koşmaya devam eder...

Kulaklarını tırmalayan tren sesi...
Pembe köprü üzerindeki birbirine bitişik kitapçı dükkanları...
Tanıdık duvarlar,
O sokak lambası.
...
Kayıp bir gözlük,
Göremiyor gözleri.
Bulanık, herkes herşey...
Sadece silüetlerle dolu sirküle ilişkiler,
Yalnızlığına günaydın der her sabah...
Kendi nefesiyle ısıtır ellerini.

Farkına varır sonunda;
Meğer geceler boyu kendini tekrarlamış, tekrarlayan ve tekrarlayacak olan bir rüyaymış...
Parmağına ip bağlamış unutmamak için, ama yine unutmuş!
Yokmuş hiç olmamış ve belki de asla olmayacakmış.
Adı mutluluk.

RF

12 Eylül 2009 Cumartesi

Her ne kadar farklı olsak da aslında bir o kadar aynıyız.


Her ne kadar farklı olsak da aslında bir o kadar aynıyız,
Aynı havayı soluyor aynı soğuğu hissediyoruz...
Aynı rüzgar savuruyor saçları,
Aynı güneş ısıtıyor içimizi aynı ateş yakıyor.


Aynı hayatı yaşıyoruz,
Aynı yerlerde duruyor , aynı taşa takılıp düşüyoruz belki...
Kimi zaman geri dönüyor yada son sürat koşuyoruz!
Ancak aynı yollardan geçiyoruz hepimiz.


Mutluyken gülüyor hüzünlüyken ağlıyoruz...
Aynı hisler,
Aynı dokunuş,
Aynı hazzı alıyoruz.


Her ne kadar farklı olsak da aslında bir o kadar aynıyız,
Aynı geceler aynı güne bırakıyor yerini.
Her ne kadar farklı olsak da aslında bir o kadar aynıyız,
Aynı sonu yaşıyor aynı vedayı ediyoruz aynı gözler bir bir kapanıyor ebediyete...

10 Eylül 2009 Perşembe

Çit.

Sanki bir çit içinde çembere alınmış gibi,
hapis hayatı...
özgürlüğüne özlem duyan mahkumlar gibi...
Yapmak istediklerimiz hayallerimiz tatmın olamadığımız şeyler ve duygularımız,
bize engel olan ne varsa...
mantık gardiyanı!
öyle değil mi?
...
Çitin uzerinden atlayıp,
imkansızların olabildiği o vadide koşuyorum...
Sağ tarafımda görkemli bir pegasus, önümde uzaya kadar çıkan bir asansör,
arkamda ise mantık denilen olgu.
Tıpkı bir gardiyan gibi,
Yakalanacağımı bıle bıle yinede koşuyorum...
Uzaya çıkan asansore doğru!
Sadece inan demişlerdi,
inanmak nedir?
...
Başka bir gün inanmak istiyorum.
Mantık, gardiyan beni yakalar ve tekrar çemberin içine alır,
Ben defalarca yaptığım gibi yeniden atlar ve koşarım...
Pegasusa ulaşabildiğim zaman dizginlerini elime sıkı sıkıya dolayabilirsem eğer,

Kanatlarını açıcak ve şaha kalktıkdan sonra birden bire gokyuzunde koşmaya başlayacak...
Çitin içinden kaçabilirmiyim?

Vadide koşuyorum...
Çitin içinden kaçabilirmisin?
...
Başka bir gün.

Günaydın sabah kahvaltısı, gunaydın anne,
Bugün hepimiz çok mutluyuz.
Günaydın günaydın günaydın...

RF